Çağdaşlık geldi nazara, iplikler çıktı pazara
Muammer Karaca sağ olsaydı da, kendisine: - Neden sorunlar, sürekli sorun doğuruyor, diye sorulsaydı...
* * *
Herhalde vereceği yanıt şöyle olurdu:
- “Vatanı ve milletiyle devletin bölünmez bütünlüğü içinde” dokuz doğurup duranlara özendikleri için.
* * *
Nasreddin Hoca’ya da:
- Hoca, demişler; Dünya Kadınlar Günü’nde, Türkiye’deki durum nedir?
* * *
Hoca, sakalını sıvazlayarak gülümsemiş:
- Son yüz yıl içinde kaç kez “anacığım, anacığım; ah yandım anam” diye bağırılmışsa, durumu o gösterir, demiş.
* * *
Arkasından da:
- Hadi bir ekleme de ben yapayım, demiş; duruma bak duruma, vay anasını...
* * *
62 siyasal parti liderlerinden biri, bir psikiyatra gitmiş:
- Kahroluyorum doktor, demiş; benim için hayat dayanılmaz bir hale geldi. Sabahtan akşama, akşamdan sabaha sürekli kaşınıp duruyorum. Vücudumun her tarafında akrepler, örümcekler, hamam böcekleri, bitler, pireler, tahtakuruları dolaşıyor.
* * *
Psikiyatrın karşısında da, eğile kalka kaşınmayı sürdürüyormuş siyasal lider.
* * *
Psikiyatr:
- Hemen bırakın, demiş; yüzünüzü ekşite ekşite, eğile kalka kaşınmayı. Siz böyle ırgalanıp sallandıkça; bitleriniz, pireleriniz, örümcekleriniz üstüme bulaşacak benim de...
* * *
Psikiyatr biliyormuş, siyasal liderin nutuklarını dinleyenlerin de, hemen kaşınmaya başladıklarını...
* * *
Adamın biri, o gün satın aldığı bir papağanı getirmiş eve, eşine de:
- Pazar meydanının bir köşesinde, açık arttırmayla satılıyordu bu papağan, demiş; en az 10 kişi katılmıştı açık arttırmaya. Dayanamayıp ben de katıldım ve 5 bin papele üstümde kaldı papağan. İşin tuhafı, konuşup konuşmadığını dahi bilmiyorum bu papağanın.
* * *
Papağan homurtulu bir sesle:
- Ne demek, demiş; konuşup konuşmadığımı bilmemek. Kimdi fiyatları sürekli arttırıp duran?
* * *
Amerikalıların da sevdikleri söylenen bir fıkra:
İyilik melekleri ABD’yi yarattıklarında; ilk doğan Amerikalının beşiğine, ondan sonra doğacakları da sarmalayacak biçimde, dünyanın en güzel 3 nimetini koymaya kalkmışlar.
* * *
Her doğan Amerikalı dürüst, akıllı ve zengin olarak yaşayacakmış.
* * *
Ne var ki, iyilik melekleri durumdan haberdar etmemişler İblis’i.
* * *
İblis de, kendisinin önemsenmemiş olmasına çok kızmış:
- O meleklerin Amerikalılara sundukları o 3 armağanın gerçekleşmesini, engelleyecek bir gücümün olduğunu unutmamaları gerekirdi, diye bağırmış. İşte ben de o 3 nimetin, hiçbir Amerikalıda toplanamayacağını ilan ediyorum; sadece 2 tanesiyle yetinecekler. Dürüst ve akıllı olanlar, zengin olamayacaklar. Akıllı ve zengin olanlar, dürüst olamayacaklar. Dürüst ve zengin olanlar da akıllı olamayacaklar.Ve sonsuza dek, böyle sürecek bu.
* * *
Yaşlıca bir hanım, diş doktoruna gitmiş:
- Ne yapacağımı bilemiyorum doktor, demiş; dişlerim yüzünden bütün gece uyuyamıyorum.
* * *
Doktor da:
- Öyleyse, demiş; dişlerinizle birlikte yatmayın.
* * *
Tıpkı sonradan takılan bir demokrasiyle rahat edemeyenlere de:
- Neden çıkarıp atmıyorsunuz, denmesi gibi...
* * *
Av. Taner Aktop’tan da bir fıkra:
Adamın biri, çıktığı iş gezisinde lüks bir otele iner. Odasına girdiğinde de masada bir bilgisayar görür ve karısına hemen bir “e-mail” göndermeye karar verir.
Ancak yazdığı mesajı, farkına varmadan yanlış bir adrese geçer.
* * *
Mesajın yanlışlıkla gittiği adresteki evin hanımı, kocasını yeni kaybetmiş ve ağlaya ağlaya henüz eve dönmüştür mezarlıktaki dualardan sonra.
* * *
Taze dul, şöyle bir bakar bilgisayara ve gelen mesajı okuyunca da, yığılıp kalır yerde.
* * *
Kızın annesi, oturma odasına girdiğinde, yerde yatan kızını görür önce...
Sonra da gözü bilgisayardaki mesaja takılır.
* * *
Mesaj şöyledir:
Sevgili karıcığım,
Buraya henüz geldim. Herhalde benden bu kadar çabuk bir haber beklemiyordun. Burası çok lüks. Bir de bilgisayar koymuşlar yatacağım odaya. Sevdiklerine hemen “e-mail” gönderebiliyorsun.Senin de kayıtlarını yaptırdım.Gelmeni dört gözle bekliyorum.Rahat edeceğinden eminim.Hemen hazırlan gelmek için.Yalnız burası çok sıcak.Hafif şeyler giy gelirken.Yanaklarından öperim.
* * *
Taner’in fıkrası hiçbir ima taşımıyor; sadece bir adres hatası fıkrası; tutuklu evine gönderilecek bir mektubun, askeri bir tatbikata gönderilmesi gibi.
* * *
Sabri Soran’dan bir şiirle bitirelim yazıyı:
Yeter
Apartmanlarımda başkaları oturuyor,
Tarlalarımı başkaları sürüyor;
Değirmeni ben döndürüyorum,
Başkalarının çuvalları doluyor,
Benim çuvalım
Asırlardan beri bomboş duruyor
Yeter artık...
Bu dünya benim malım,
Malımın sahibi olacağım;
Yeter bugüne kadar
Öz evimde
Bir kiracı gibi yaşadığım.